Bayramlar, sadece takvimsel bir etkinlik değil; insanlara duygusal bir atmosfer yaşatan o eşsiz anlardır. “Ben” değil, “biz” olmayı işler yüreğimize. O atmosferin kokusu siner üzerimize. Bazen eski bir fotoğraf karesinde, bazen de hafızamızda belli belirsiz canlanan anıların üzerinde o tanıdık koku...
Bir Avuç Dolusu Neşe ve Masumiyet
Bayram gecesi başucunda bekletilen tertemiz ve ütülü elbiseler ve parlak ayakkabılar... Sabun kokulu tertemiz eller ve nihayetinde o parlak, rengârenk şekerler... O zamanlar şeker sadece bir şeker değildi; sıcaklığın, sabrın ve saygının tatlı bir ödülünün simgesiydi. Avuçlarımıza, ceplerimize sığdırmaya çalıştığımız o renkli kâğıtlar masumiyetin ilk adımlarıydı.
Kokuların ve Tatların Hafızası
Toplumsal hafızanın mutfakta ve sofrada olduğu söylenir. Bayram şekeriyle başlayan o tatlı heyecan, evlerde pişen geleneksel tatlılarla doruğa ulaşırdı. Kimi yörelerde sütün o anki tazeliğiyle yapılıp fırına verilmiş bir Hlondor’un kokusu sokağa taşar, kimi yerlerde ise şerbetin ağır ve limon kokusu evi sarardı. Bu kokular sadece karnımızı değil, ruhumuzu da doyururdu. Bizi ait olduğumuz yere sürüklerdi. Bizi biz yapan kültüre, aileye ve o görünmez sıcaklığa bağlardı.
Yarınlara Kalan Miras
Modern dünya bizi her ne kadar bu sıcaklıktan uzaklaştırıp yalnızlaşan bayramlara itse de, çocukluğumuzun o günkü saflığına her zaman ihtiyacımız var. “Nerede şimdi o eski bayramlar?” demek yerine, o eski bayramların diriliğini, ruhunu ve sıcaklığını yaşatmak bizim elimizde.
Bayramlarımızı eski neşeyle ve saflıkla geçirmek, birlikteliğimizi güçlendirir. Bugün avucumuzda tuttuğumuz o şeker, sadece bir tatlı değil; geçip giden zamana karşı tutunmaya çalıştığımız bir çocukluk mirasıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Rümeysa Baran
Hatıraların Kokusu: Bayram Şekeri ve Çocukluk
Bayramlar, sadece takvimsel bir etkinlik değil; insanlara duygusal bir atmosfer yaşatan o eşsiz anlardır. “Ben” değil, “biz” olmayı işler yüreğimize. O atmosferin kokusu siner üzerimize. Bazen eski bir fotoğraf karesinde, bazen de hafızamızda belli belirsiz canlanan anıların üzerinde o tanıdık koku...
Bir Avuç Dolusu Neşe ve Masumiyet
Bayram gecesi başucunda bekletilen tertemiz ve ütülü elbiseler ve parlak ayakkabılar... Sabun kokulu tertemiz eller ve nihayetinde o parlak, rengârenk şekerler... O zamanlar şeker sadece bir şeker değildi; sıcaklığın, sabrın ve saygının tatlı bir ödülünün simgesiydi. Avuçlarımıza, ceplerimize sığdırmaya çalıştığımız o renkli kâğıtlar masumiyetin ilk adımlarıydı.
Kokuların ve Tatların Hafızası
Toplumsal hafızanın mutfakta ve sofrada olduğu söylenir. Bayram şekeriyle başlayan o tatlı heyecan, evlerde pişen geleneksel tatlılarla doruğa ulaşırdı. Kimi yörelerde sütün o anki tazeliğiyle yapılıp fırına verilmiş bir Hlondor’un kokusu sokağa taşar, kimi yerlerde ise şerbetin ağır ve limon kokusu evi sarardı. Bu kokular sadece karnımızı değil, ruhumuzu da doyururdu. Bizi ait olduğumuz yere sürüklerdi. Bizi biz yapan kültüre, aileye ve o görünmez sıcaklığa bağlardı.
Yarınlara Kalan Miras
Modern dünya bizi her ne kadar bu sıcaklıktan uzaklaştırıp yalnızlaşan bayramlara itse de, çocukluğumuzun o günkü saflığına her zaman ihtiyacımız var. “Nerede şimdi o eski bayramlar?” demek yerine, o eski bayramların diriliğini, ruhunu ve sıcaklığını yaşatmak bizim elimizde.
Bayramlarımızı eski neşeyle ve saflıkla geçirmek, birlikteliğimizi güçlendirir. Bugün avucumuzda tuttuğumuz o şeker, sadece bir tatlı değil; geçip giden zamana karşı tutunmaya çalıştığımız bir çocukluk mirasıdır.