Bir kere alışınca yalnızlığa, tutunamıyorsun hiçbir dala. Başkasının yalnızlığına bulaşınca; duygular, anılar ve yaşam biçimi, her biri birer kafes gibi çıkıyor önüne. Oysa sen o kafese girmemek için ne kadar mücadele vermiş, ne kadar çok savaşmıştın her şeyle. Bütün bu mücadelelerden sonra da yalnız olmayı seçmişsin. Seçilmiş yalnızlığının üzerine de seni korusun diye tellerle örülü bir elbise dikmişsin; her bir tel sana kim olduğunu ve nelerle savaştığını hatırlatsın diye.
Sonra öyle bir zaman geliyor ki yalnızlığının tellerini başkasının yalnızlığına bulaştırmak istiyorsun ve bunun en baştan bir intihar olduğunu görüyorsun. Yine de devam ediyorsun; fakat başkasının yalnızlığıyla buluşunca, tellerin bu sefer intiharı gerçekten gerçekleştireceğini anlıyorsun. Buna rağmen istiyorsun; 'O kanasın, onunla kanayayım,' diyorsun. Başta acıyı hissetmiyorsun, ta ki o kan damlaları tellerin üzerinden elbisene sızana dek.
Fark edince de o ördüğün tellerdeki duyguların esiri oluyorsun. Bu esirlik, artık tellerle çevrili olmanın verdiği o tanıdık acı değil; tellerin derine, ruhuna işleyip seninle bütünleşmesidir. Artık elbise senin bir parçan olmuştur. Başkasının kanı senin tellerinde kururken, aslında onun yalnızlığının senin yaranı iyileştirmeyeceğini, sadece iki yaranın tek bir dikişle birleştiğini anlarsın. Şimdi o tellerle ne yapacaksın? Söküp atacak mısın, yoksa o yabancı kanla boyanmış elbiseyi kutsal bir emanet gibi taşımaya devam mı edeceksin?"
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şevval İzol
Seçilmiş Yalnızlığın Bedeli
Bir kere alışınca yalnızlığa, tutunamıyorsun hiçbir dala. Başkasının yalnızlığına bulaşınca; duygular, anılar ve yaşam biçimi, her biri birer kafes gibi çıkıyor önüne. Oysa sen o kafese girmemek için ne kadar mücadele vermiş, ne kadar çok savaşmıştın her şeyle. Bütün bu mücadelelerden sonra da yalnız olmayı seçmişsin. Seçilmiş yalnızlığının üzerine de seni korusun diye tellerle örülü bir elbise dikmişsin; her bir tel sana kim olduğunu ve nelerle savaştığını hatırlatsın diye.
Sonra öyle bir zaman geliyor ki yalnızlığının tellerini başkasının yalnızlığına bulaştırmak istiyorsun ve bunun en baştan bir intihar olduğunu görüyorsun. Yine de devam ediyorsun; fakat başkasının yalnızlığıyla buluşunca, tellerin bu sefer intiharı gerçekten gerçekleştireceğini anlıyorsun. Buna rağmen istiyorsun; 'O kanasın, onunla kanayayım,' diyorsun. Başta acıyı hissetmiyorsun, ta ki o kan damlaları tellerin üzerinden elbisene sızana dek.
Fark edince de o ördüğün tellerdeki duyguların esiri oluyorsun. Bu esirlik, artık tellerle çevrili olmanın verdiği o tanıdık acı değil; tellerin derine, ruhuna işleyip seninle bütünleşmesidir. Artık elbise senin bir parçan olmuştur. Başkasının kanı senin tellerinde kururken, aslında onun yalnızlığının senin yaranı iyileştirmeyeceğini, sadece iki yaranın tek bir dikişle birleştiğini anlarsın. Şimdi o tellerle ne yapacaksın? Söküp atacak mısın, yoksa o yabancı kanla boyanmış elbiseyi kutsal bir emanet gibi taşımaya devam mı edeceksin?"