Hava Durumu

Sevginin Yokluğunda Doğan Canavarlar: Suç ve Aidiyet

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2026 12:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.01.2026 12:33

Sevgisiz büyüyen çocuklar, bombalanarak öldürülen çocuklardan daha acizdir. Bu cümle ilk bakışta sarsıcı gelebilir ancak ruhun ölümü, bazen bedenin ölümünden daha büyük bir toplumsal yıkım doğurur. Ünlü oyun yazarı Edward Bond, sevgisiz büyüyen bireylerin kökeninde şiddetin apaçık izlerinin bulunduğunu savunur. Bu durumu; henüz yeşermeye başlamış, kökleri taze bir fidanın rüzgârda savrulurken birinin gelip onu ansızın yerinden koparması gibi tarif edebiliriz. Oysa sevgi; yalnızca bir duygu değil, insan kalabilmenin en temel harcıdır.

Bugün toplumdaki suç oranlarının korkutucu bir hızla artmasının ardındaki temel trajedi, aslında derin bir “sevgisizlik” krizidir. Artık kimse kimseyi gerçek anlamda sevmiyor, sevemiyor. En ufak bir fikir ayrılığında ya da zorlukta, onarmayı tercih etmek yerine çekip gitmek en kolay yol haline geldi. Bu yüzeysel ilişkiler silsilesi ise topluma doğrudan suç olarak dönüyor. Bir canlıyla derin ve samimi bir bağ kuramamış insan, hayatta tam anlamıyla var olamaz; aitlik hissi yok oldukça hem duygusal hem de fiziksel bir yalnızlığa mahkûm olur.

Bu içsel yalnızlık, kişiyi zamanla vahşileştirerek sevgiye tahammülsüz hale getirir. Sevginin ne olduğunu bilmeyen bir ruh; kilitli bir kapıyı açamadığında öfkesini o kapıyı tekmeleyerek dindirmeye çalışan birine dönüşür. Toplum içinde saf bir iyilikle karşılaştığında ise bunu garipser, tanıyamaz ve nihayetinde o güzelliğin katili olur.

Edward Bond’un sarsıcı eseri Saved (Kurtarılmış) oyunundaki o meşhur bebek taşlama sahnesini anımsayalım. Karakterler bir bebeği taşlarken en ufak bir sızı dahi hissetmezler. Oysa sevgiyle yoğrulmuş bir iklimde büyümüş olsalardı, o bebeğe el kaldırmak yerine onun her yaşını ilmek ilmek güzelleştirmek isterlerdi. Sevginin ne demek olduğunu bilmedikleri için onu yok etmekten de çekinmediler; aslında o masum bebeği taşlarken, kendi insanlıklarını da kurban ettiler.

Peki, umut nerede?

Sevgili okur; belki pek çoğumuz sevgi dolu bir yuvada gözlerimizi açmadık. Belki anne ve babalarımız, yaşça büyük olmalarına rağmen sevmenin zarafetini hiç tadamadılar. Ancak unutmamalıyız ki; insan, ruhunu neyle beslerse hayata onu yansıtır. Belki onlar da çocukken “kocaman birer yetişkin” olmak zorunda bırakıldıkları için sevmeyi unutan çocuklardı.

Sevginin iyileştirici gücünü öğrenmek ve öğretmek biraz da bizim sorumluluğumuzda. Çünkü sevgi, ucu bucağı olmayan sonsuz bir evrendir ve mutlu bir dünyaya açılacak tek kapı odur. Unutmayın; bir kapıyı tekmeleyerek kırmak yerine, anahtarın "sevgi" olduğunu hatırladığımızda toplum olarak şifalanmaya başlayacağız.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.