Stephane’nin ruhu ikiye bölünmüştü; bir yanıyla ait olduğu evin karanlık, zehirli huzuruna çekilirken, diğer yanıyla gitmesi gerektiğini haykıran bir isyanla doluydu. O, sanatı ve bireysel varoluşu uğruna ataerkil zihniyetin zincirlerine başkaldıran bir süfrajetti. Kendi benliğini inşa etmek amacıyla, toplumsal tabuları ve baskıları reddederek, her şeyden ve herkesten vazgeçip kim olduğunu bulma yoluna çıktı. Amacı, ait olduğu ülkeyi terk ederek kendini sanatıyla yeniden var etmekti.
Toplumun dedikoduları acımasızdı: "Kız erkeğe kaçtı, namusunu sattı, ailesini yüzüstü bıraktı..." Bu yargılarla kışkırtılan aile, Stephany'yi şiddet yoluyla 'yola getirmeyi' planladı. Çatı katına kilitlendiği günlerde, her gün işkence gördü. Ancak Stephany tepkisizdi, zira acı onun için bir teslimiyet değil, bir güç kaynağıydı. Her darbe, ruhuna işleyen bir pigmente dönüşüyordu; dayak yedikçe güçlendiğini hissediyordu. Babası bu sessiz direnişten irkiliyor, bu tuhaflığa bir anlam veremiyordu.
En sonunda babası, öfkeyle kapıyı kırarak içeri daldı ve dehşetle, Stephany'nin kendi kanıyla resmettiği tabloları gördü. Tuvalde, babasının uyguladığı şiddetin izleri çıplak bir canavarlıkla yansıtılıyordu. Babasının kana karşı olan aşırı hassasiyeti o anda Stephany’nin tuzağı oldu. O an bayılarak yere yığıldığında, Stephany kanla çizdiği bu tablolar sayesinde esaret evinden kaçmayı başardı ve İrlanda'yı terk etti.
Özgürlüğüne kavuştuğu Dubai'de ilk büyük sergisini açtı. Kanlı tabloları, acının estetiğe dönüştürülmüş şahitleri olarak büyük ilgi gördü. Bir sanatseverin tablonun anlamını sorması üzerine Stephany'nin cevabı, tüm yolculuğunun manifestosu oldu: "Bir süfrajetin kan içindeki doğuşu."
Stephany'nin hikayesi,bizleri zorlu bir ikilemle karşı karşıya bırakır: Ataerkil zihniyetin kanlarında boğulan sessiz bir kurban olmak mı, yoksa her şeye rağmen kendi kanından bile kabuklarını kırıp, acısını güce dönüştürerek sanatını ortaya koymak mı? Stephany, kanlı tablolarının gerçek yüzü olarak, gücünü ispatlayan yolu seçti. Peki siz hangi yolu seçerdiniz? Her şeye rağmen her şeyi göze alıp sanatınızla var olmayı mı yoksa tamamen bir kurban olmayı mı seçerdiniz? Veya belki seçtiniz… bugüne kadar yaşadığınız olayları gözünüzün önünden geçirmenizi ve nelere nasıl tepki verdiğinizi sorgulayın. Kurban mısınız yoksa süfrajet mi?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şevval İzol
Süfrajet misin Kurban mı?
Stephane’nin ruhu ikiye bölünmüştü; bir yanıyla ait olduğu evin karanlık, zehirli huzuruna çekilirken, diğer yanıyla gitmesi gerektiğini haykıran bir isyanla doluydu. O, sanatı ve bireysel varoluşu uğruna ataerkil zihniyetin zincirlerine başkaldıran bir süfrajetti. Kendi benliğini inşa etmek amacıyla, toplumsal tabuları ve baskıları reddederek, her şeyden ve herkesten vazgeçip kim olduğunu bulma yoluna çıktı. Amacı, ait olduğu ülkeyi terk ederek kendini sanatıyla yeniden var etmekti.
Toplumun dedikoduları acımasızdı: "Kız erkeğe kaçtı, namusunu sattı, ailesini yüzüstü bıraktı..." Bu yargılarla kışkırtılan aile, Stephany'yi şiddet yoluyla 'yola getirmeyi' planladı. Çatı katına kilitlendiği günlerde, her gün işkence gördü. Ancak Stephany tepkisizdi, zira acı onun için bir teslimiyet değil, bir güç kaynağıydı. Her darbe, ruhuna işleyen bir pigmente dönüşüyordu; dayak yedikçe güçlendiğini hissediyordu. Babası bu sessiz direnişten irkiliyor, bu tuhaflığa bir anlam veremiyordu.
En sonunda babası, öfkeyle kapıyı kırarak içeri daldı ve dehşetle, Stephany'nin kendi kanıyla resmettiği tabloları gördü. Tuvalde, babasının uyguladığı şiddetin izleri çıplak bir canavarlıkla yansıtılıyordu. Babasının kana karşı olan aşırı hassasiyeti o anda Stephany’nin tuzağı oldu. O an bayılarak yere yığıldığında, Stephany kanla çizdiği bu tablolar sayesinde esaret evinden kaçmayı başardı ve İrlanda'yı terk etti.
Özgürlüğüne kavuştuğu Dubai'de ilk büyük sergisini açtı. Kanlı tabloları, acının estetiğe dönüştürülmüş şahitleri olarak büyük ilgi gördü. Bir sanatseverin tablonun anlamını sorması üzerine Stephany'nin cevabı, tüm yolculuğunun manifestosu oldu: "Bir süfrajetin kan içindeki doğuşu."
Stephany'nin hikayesi,bizleri zorlu bir ikilemle karşı karşıya bırakır: Ataerkil zihniyetin kanlarında boğulan sessiz bir kurban olmak mı, yoksa her şeye rağmen kendi kanından bile kabuklarını kırıp, acısını güce dönüştürerek sanatını ortaya koymak mı? Stephany, kanlı tablolarının gerçek yüzü olarak, gücünü ispatlayan yolu seçti. Peki siz hangi yolu seçerdiniz? Her şeye rağmen her şeyi göze alıp sanatınızla var olmayı mı yoksa tamamen bir kurban olmayı mı seçerdiniz? Veya belki seçtiniz… bugüne kadar yaşadığınız olayları gözünüzün önünden geçirmenizi ve nelere nasıl tepki verdiğinizi sorgulayın. Kurban mısınız yoksa süfrajet mi?