Hava Durumu

#Türkiye

Tunceli Postası - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Türkiye’nin Nobeli” İlim Yayma Ödülleri 2025’e Sayılı Günler Kaldı Haber

“Türkiye’nin Nobeli” İlim Yayma Ödülleri 2025’e Sayılı Günler Kaldı

Türkiye’de üst düzey akademik çalışmaları teşvik etmek ve bilime değerli katkılar sunan seçkin isimleri onurlandırmak amacıyla İlim Yayma Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti tarafından iki yılda bir düzenlenen İlim Yayma Ödülleri, kamuoyunda “Türkiye’nin Nobeli” olarak anılıyor. Bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilecek olan prestijli ödül programı, yarın (29 Kasım) sahiplerini buluyor. Akademik bir vizyonun doğuşu Ödül programının temeli, 2017 yılında vakfın akademisyen mezunlarına yaptığı çağrı üzerine düzenlenen toplantıda atıldı. Bu buluşmada hem Akademik Danışma Kurulu oluşturuldu hem de Türkiye’de uluslararası ölçekte güçlü bir bilim ödülüne duyulan ihtiyaç ortaya kondu. İlk ödüller 2019’da takdim edilirken, program o tarihten bu yana iki yılda bir sürdürülüyor. “Bilim insanları ile kamuoyu arasında köprü kuruyoruz” İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, ödül programının Türkiye’nin bilim vizyonunun önemli bir parçası olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “21. yüzyılda dünyaya damgasını vuracak bir Türkiye hayalimiz var. Türkiye Yüzyılı hedefini gerçekleştirmek için akademik çalışmaların niteliğinin yükselmesi şart. Biz İlim Yayma Ödülleri’ni düzenlerken, ödüllerin teşvik edici olmasını amaçladık. Bilim insanları ile kamuoyu arasında bir köprü oluşturuyor, yerli akademik çalışmaları destekleyerek taçlandırmış oluyoruz.” Üç kategoride verilecek Bu yıl da ödüller üç kategoride sahiplerini bulacak: Büyük Ödül Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimleri Sosyal Bilimler Rekor ödül tutarları 2025 programında, Türkiye’nin bilim ekosisteminde önemli bir motivasyon kaynağı oluşturacak yüksek ödül tutarları da dikkat çekiyor: Büyük Ödül: 5 milyon TL Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimleri: 2 milyon TL Sosyal Bilimler: 2 milyon TL Türkiye’nin dört bir yanındaki bilim insanlarının merakla beklediği İlim Yayma Ödülleri 2025, yarın gerçekleştirilecek törenle sahiplerini bulacak ve Türkiye’nin bilim yolculuğuna yeni bir ivme daha kazandıracak.

Altın Mevduatı Türkiye’de Rekor Kırdı, Tunceli Listenin Sonlarında Kaldı Haber

Altın Mevduatı Türkiye’de Rekor Kırdı, Tunceli Listenin Sonlarında Kaldı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre Türkiye’de altın mevduatları hızla artarken, Tunceli ülke sıralamasında son basamaklarda yer aldı. Geçen yılın 3. çeyreğinde 1 trilyon 364 milyar lira olan altın mevduatı, bu yılın aynı döneminde yüzde 99,1 artarak 2 trilyon 716 milyar liraya yükseldi. Türkiye genelindeki bu büyük artışa rağmen, Tunceli’nin altın mevduatı sadece 1 milyar 499 milyon 717 bin lira seviyesinde kaldı. İstanbul 907 milyar liralık altın mevduatıyla açık ara zirvede yer alırken, onu sırasıyla Ankara ve İzmir takip etti. Büyükşehirlerin ardından Antalya ve Bursa geldi. Listenin en alt sıralarında ise Ardahan, Kilis, Hakkari ve Tunceli bulunuyor. Türkiye genelinde altın mevduatının toplam mevduat içindeki payı yüzde 8’den yüzde 11’e yükselirken, Tunceli’nin bu yükselişten sınırlı pay aldığı görülüyor. Uzmanlara göre Tunceli’de altın birikiminin sınırlı kalması, hem ekonomik hareketliliğin düşük olması hem de gelir düzeyinin Türkiye ortalamasının gerisinde seyretmesinden kaynaklanıyor. Altın mevduatının yüzde 91,3’ünün gerçek kişilerin hesaplarında toplandığı ülkede, tüzel kişilerin payı yüzde 8,7 olarak kaydedildi. Yıllık bazda en yüksek artış yüzde 177,7 ile Rize’de görülürken Ankara, İstanbul ve Antalya da dikkat çekici artış oranlarına ulaştı. Yurt dışı yerleşiklerin altın mevduatları da yüzde 141,2 artarak 87 milyar liraya çıktı. Ancak Tunceli’de yatırım eğiliminin düşük olması, ilin mevduat sıralamasında yukarı çıkmasını engelledi. Genel tabloya bakıldığında Türkiye altın birikiminde güçlü bir artış yaşarken, Tunceli ekonomisi yine listenin alt sıralarındaki yerini korudu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ECO Zirvesi’nde enerji, çevre ve bölgesel barış mesajları verdi Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ECO Zirvesi’nde enerji, çevre ve bölgesel barış mesajları verdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 17. Zirvesi’nde, Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı ile 100 milyon ton emisyon azaltımı hedeflediklerini, Sıfır Atık Projesi’nin iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağladığını ve İsrail’in saldırgan politikalarına karşı Filistin davasını desteklediklerini vurguladı. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan’ın Hankendi şehrinde düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) 17. Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin çevre politikaları, enerji hedefleri ve bölgesel sorunlara yönelik net mesajlar verdi. Zirve, “Yeni ECO Vizyonu: Sürdürülebilir ve İklime Dayanıklı Gelecek” temasıyla gerçekleşti. ENERJİ VE ÇEVRE POLİTİKALARINDA KARARLI ADIMLAR 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı ile 100 milyon ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı hedeflediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sıfır Atık Projesi’nin başlangıcından bu yana yaklaşık 6 milyon ton sera gazı emisyonunu önlediğini vurguladı. Söz konusu projenin iklim değişikliğiyle mücadeleye güç kattığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin yenilenebilir enerji payını yüzde 59’a çıkardığını ve bu oranla Avrupa’da 5’inci, dünyada 11’inci sırada yer aldığını kaydetti. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 17. Zirvesi https://t.co/Tdy60tiHEK — Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) July 4, 2025 İSRAİL’E SERT ELEŞTİRİ: FİLİSTİN DAVASINI TERK ETMEYECEĞİZ İsrail’in mevcut yönetiminin saldırgan politikalarının bölge huzurunu tehdit ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze’de 57 bin kardeşimizin hayatını kaybettiği mezalim bir an önce durmalı. Biz ne Filistin davasını terk edebiliriz ne de Netanyahu yönetiminin bölgemizi kan gölüne çevirmesine sessiz kalabiliriz” diyerek Türkiye’nin Filistin’e desteğini yineledi. Erdoğan, uluslararası toplumu acil ateşkes ve insani yardım için harekete geçmeye çağırdı. Afganistan’a yönelik, “Afgan halkının güvenlik, huzur ve kalkınmasına destek olmalıyız” çağrısında bulunan Erdoğan, ECO üyesi ülkelerden bu konuda dayanışma beklediğini söyledi. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilişkilerin spor, kültür, ekonomi ve turizm gibi alanlarda geliştirilmesini istediğini ifade etti. BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEK Öte yandan ECO Zirvesi’nde bölgesel işbirliğinin önemine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ticaret, ulaşım ağları ve kurumsal reformlar gibi konulara odaklanıldığını belirterek, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine yönelik yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve nükleer enerjiyi önceliklendirdiğini kaydetti. Erdoğan, konuşmasında bölgesel barış, çevre dostu politikalar ve ekonomik işbirliği için kararlı adımlar atılmasının gerekliliğine dikkat çekerek, ECO üyesi ülkeleri ortak hedefler doğrultusunda birleşmeye davet etti.

Yıllık izinden sonra en çok uzaktan çalışma izni isteniyor Haber

Yıllık izinden sonra en çok uzaktan çalışma izni isteniyor

Pandemiyle birlikte hayatımıza giren uzaktan çalışma modeli, kalıcı bir talep haline geldi. İSTANBUL (İGFA) - 2024 yılı ve bu yılın ilk yarısında, şirketlerin ofise dönüş eğilimlerine rağmen, çalışanların en çok talep ettiği izin türleri arasında uzaktan çalışma izni ikinci sıraya yerleşti. Yapılan araştırmalara göre, 2024’ün ilk altı ayında yapılan her 10 izin talebinden biri uzaktan çalışmak için yapıldı. Pandemi öncesinde yok denecek kadar az olan bu talep, her yıl artış göstererek sağlık ve eğitim gibi klasik izin türlerini geride bıraktı. PANDEMİDEN BERİ HER GEÇEN YIL ARTIYOR Kolay İK’nın verilerine göre 2019 yılında yani pandemiden önce çalışanların talep ettiği izinler arasında uzaktan izin talebinin oranı yalnızca yüzde 0,62 iken bu oran 2020’de yüzde 1,76, 2021’de yüzde 2,2, 2022’de yüzde 3,29, 2023’te yüzde 4,4 olarak gerçekleşti. Ofise dönüşlerin artmaya başladığı 2024 yılında ise hızlı bir sıçrama yaşandı ve bu oran yüzde 9,6’ya yükseldi. Böylece uzaktan çalışma izni ilk kez, hastalık, eğitim gibi izinlerin önüne geçerek yıllık izinden sonra en çok talep edilen ikinci izin türü oldu. Bu yılın ilk yarısında da bu yükselme trendi değişmedi ve izinlerin yüzde 10,51’i uzaktan çalışmak için alındı. Bu da geçtiğimiz yıldan beri yaklaşık her 10 izin talebinden birinin şirket dışında çalışmak için istendiğini gösteriyor. ÖZEL İZİN TÜRLERİ ARTIYOR Son yıllarda şirketlerin işveren markası olma yönünde attığı adımlar; yıllık, haftalık, hastalık, doğum gibi ücretli izin türlerine ek olarak özel izin türlerini de beraberinde getiriyor. Kolay İK’nın verilerine göre en çok talep edilen bu özel izin türlerinin başında ise doğum günü, karne günü, sigara içmeme ve regl izni geliyor. TUNCA ÜÇER: “HAYATI DENGELEME İHTİYACI KALICI HALE GELDİ” Kolay İK COO’su Tunca Üçer, pandemiyle hayatımıza giren uzaktan çalışma modelinin artık çalışanlar için temel bir beklentiye dönüştüğünü belirtti. “Çalışanlar yalnızca işlerini yürütmek değil, yaşamlarını da dengelemek istiyor” diyen Üçer, doğum günü ve regl gibi özel izinlere yönelik taleplerin de arttığını vurguladı. Şirketlerin bu taleplere duyarlı yaklaşarak, karşılıklı güvene dayalı bir kültür inşa etmelerinin önemine dikkat çekti.

İş Dünyasının Yeni Trendi:  “KURUMSAL BAĞIŞIKLIK” Haber

İş Dünyasının Yeni Trendi: “KURUMSAL BAĞIŞIKLIK”

İş dünyasında rekabetin artması, şirketleri daha çevik ve yenilikçi olmaya zorlarken, siber saldırılar, doğal afetler ve ekonomik krizler gibi riskler iş sürekliliğini tehdit ediyor. Günümüz iş dünyasında şirketler, ekonomik dalgalanmalar, teknolojik gelişmeler ve küresel olayların getirdiği yoğun rekabet ve sürekli adaptasyon ihtiyacıyla karşı karşıya. Bu dinamik ortamda, şirketlerin hayatta kalabilmesi ve sürdürülebilir başarıyı yakalayabilmesi için yeni bir kavram ön plana çıkıyor: Kurumsal Bağışıklık. Bu, sadece bir trend olmaktan öte, şirketlerin geleceği için en güçlü kalkan olarak konumlanıyor. Modern kariyerlerin getirdiği yoğunluk ve iş yerinde artan stres gibi olgular, işverenlerin çalışanlarına yönelik yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini ortaya koydu. İşverenler çalışan sağlığına önemli yatırımlar yapmış olsa da yapılan araştırmalar bu alanda daha fazlasının yapılması gerektiğini gözler önüne seriyor. Kurumsal Bağışıklık Nedir? Elkin Consultancy Kurucusu Elif Elkin, "Kurumsal Bağışıklık" kavramını şöyle tanımlıyor: "Kurumsal bağışıklık, bir şirketin dış tehditlere karşı direnç gösterme ve iç sorunlara hızlı bir şekilde cevap verme yeteneğidir. Bu, şirket kültüründen, çalışanların bağlılığına, risk yönetiminden inovasyona kadar birçok faktörü kapsar. Güçlü bir kurumsal bağışıklık sistemine sahip şirketler, krizlere daha hızlı adapte olur, değişime daha açık olur ve uzun vadede daha başarılı olurlar." Kurumsal Bağışıklığın Önemi Neden Artıyor? Dijitalleşme, küreselleşme ve sürdürülebilirlik gibi mega trendlerin, şirketlerin sürekli olarak dönüşüm geçirmesini gerektirdiğini belirten Elif Elkin, “Bu ortamda, çalışan bağlılığı hiç olmadığı kadar büyük önem kazanıyor. Gallup'un "Küresel İşyerinin Durumu: 2024 Raporu"na göre, dünya genelinde çalışan bağlılık oranı sadece %23 seviyesinde. Bu oran, dünya genelindeki çalışanların yalnızca yaklaşık dörtte birinin işlerine tutkuyla bağlı ve heyecanlı olduğunu göstermektedir. ABD ve Kanada'da bağlılık %33 iken, Avrupa'da bu oran %13 ile oldukça düşük. Dahası, düşük bağlılık gösteren ekiplerde işten ayrılma oranları %18 ila %43 daha yüksek seyrediyor ve ayrılan bir çalışanı değiştirme maliyeti, çalışanın yıllık maaşının yarısı ile iki katı arasında değişebiliyor. Düşük çalışan bağlılığının küresel ekonomiye maliyeti yıllık yaklaşık 8,9 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Bu, küresel GSYİH'nın %9'una denk gelmektedir ve şirketler için büyük bir verimlilik kaybı anlamına gelmektedir.” Kurumsal Bağışıklığı Güçlendirmenin Yolları Neler? Elif Elkin, kurumsal bağışıklığı güçlendirmenin yollarını anlatarak sözlerini şöyle noktaladı: “Kurumsal bağışıklığı artırmaya yönelik çalışmalar sadece inovasyon, risk yönetim sistemleri, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi başlıklarla sınırlı kalmıyor. Tüm bu stratejilerin temelinde, çalışanın yaşam deneyimi ve sağlığı yer alıyor. Araştırmalar, yüksek bağlılığa sahip ekiplerin, düşük bağlılığa sahip ekiplere göre ortalama %14 ila %18 daha üretken olduğunu gösteriyor Bu nedenle, kurumlar her geçen gün çalışan sağlığına yönelik yaptıkları yatırımlarını artırıyor. Elkin Consultancy olarak, şirketlerin bu yeni dönemde kurumsal bağışıklıklarını güçlendirmeleri için stratejik danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Çalışanların bütünsel esenliğini merkeze alan yaklaşımlarımızla, şirketlerin sadece krizlere dayanıklı değil, aynı zamanda geleceğe hazır, dinamik ve başarılı yapılar inşa etmelerine destek oluyoruz.”

Muharip Gaziler Derneği Tunceli Şube Başkanı Aslan: ’’Terörsüz Türkiye istiyoruz" Haber

Muharip Gaziler Derneği Tunceli Şube Başkanı Aslan: ’’Terörsüz Türkiye istiyoruz"

Türkiye Muharip Gaziler Derneği Tunceli Şube Başkanı Mehmet Aslan, terörsüz Türkiye sürecini desteklediklerini söyledi. Türkiye’nin terörden çok çektiğini belirten Aslan, "PKK terör örgütünün silah bırakması, çatışma ortamının son bulması sevindirici bir olaydır. Artık silahlar, ölümler olmayacaktır. Türk, Kürt binlerce gencin ölümü olmayacaktır. Barıştan yanayız. Annelerin gözyaşları dinsin. İnsanların ölmesini istemiyoruz. Türkler, Kürtler, Lazlar ,Çerkezler, Aleviler, Sünniler bin yıldır bu topraklarda birlikte yaşamaktadırlar. Birbirinden kız alıp vermişlerdir, et ile tırnak gibidirler" dedi. Türkiye’nin kırk yıllık çatışma ortamından büyük ekonomik zararlar gördüğünü belirten Aslan, "Barış ortamı gerçekleşirse, silahlar olmayacaktır. Silahlanmaya gidecek olan paralar bölgenin ekonomisine gidecektir. Bu nedenle barış süreci tarihi bir dönüm noktası, tarihi bir karar ve hamledir. Barış süreci parlamento çatısı altında şeffaf şekilde bütün boyutlarıyla konuşulmalıdır. Tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve toplumun bütün dinamikleri bu sürece katkı sağlamalıdır. Terörsüz Türkiye istiyoruz. Herkes barış ve huzur içinde yaşamalıdır. Barış süreci başarıya ulaşırsa kazanacak olan barıştır, kardeşliktir. Barıştan yanayız" diye konuştu.

Günümüzün 7 Saati Sosyal Medyada Geçiyor Haber

Günümüzün 7 Saati Sosyal Medyada Geçiyor

Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli olduğunu söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye nüfusunun yüzde 67,4’ünün sosyal medya kullanıcısı olduğunu paylaşan Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Sosyal medya gibi anlık dopamin salgılayan kaynakların kişide bağımlılık geliştirme riski yüksektir ve gerçekçi olmayan mutluluk algısı meydana getirebilir. Bu platformlarda sürekli olarak başkalarının ‘mükemmel’ yaşamlarını görmek, kişilerin kendi hayatlarını olumsuz değerlendirmelerine neden olabilir. Aynı zamanda çevrimiçi alışveriş gibi alışkanlıkların abartılması durumunda finansal dengeler de şaşabileceği için oluşabilecek borçlanmalar kaygı ve stresi tetikleyerek ruh sağlığını daha da dibe çekebilir” dedi. DİJİTAL DENGEYİ KURMAK GEREKİYOR Sosyal medya ve internetin tamamen kötü olduğunu söylemenin doğru olmadığını ancak bilinçli kullanılması gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Burada önemli olan nokta sosyal medya gibi anlık mutluluk kaynaklarını tamamen reddetmek değil, bunları nasıl ve ne kadar kullandığımızı bilinçli bir şekilde kontrol etmektir. Gerçek mutluluk, denge ve farkındalık ile sağlanır. Dijital detokslar yapmak, farkındalıkla içerik tüketmek ve sosyal medyada geçirilen süreyi kontrol etmek sağlıklı bir zihin için çok kritik. Alışveriş konusunda da ihtiyaç ve istek arasındaki farkı iyi ayırt etmek anlık haz yerine uzun vadeli tatmin sağlayabilir” açıklamasında bulundu. MUTLULUK SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI Gerçek mutluluğun anlamlı ilişkiler, kişisel gelişim ve içsel denge ile daha sürdürülebilir hale geldiğini belirten Unutmaz, “Sürekli mutlu olma beklentisi, doğal ve sağlıklı bir yaklaşım değil. İnsan psikolojisi inişli çıkışlıdır ve her duygu bir ihtiyacımıza işaret eder. Mutsuzluk, kaygı veya üzüntü gibi duygular da anlamlıdır ve işlenmesi gerekir. Ek olarak herkes mutluluk tanımını kendine göre oluşturmalı. Toplumun, sosyal medyanın veya reklamların empoze ettiği mutluluk anlayışına körü körüne kapılmaktansa, kendi değerlerimiz doğrultusunda bizi gerçekten neyin tatmin ettiğini keşfetmemiz gerekir. Gerçek mutluluk, dışarıdan gelen geçici uyaranlarla değil, kişinin kendini anlaması ve geliştirmesiyle mümkün” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.